27 Aralık 2015 Pazar

2015'i geride bırakırken

KYine bitti bile kocaa bir yıl. Neler oldu neler bitti bu yılda bir bakalım, ama öncesinde  hayatımdaki en büyük değişiklik bu yıl oldu ve ben anne oldum :)

Şimdi başa saralımm.

Güzel karşıladık 2015'i yani hayatımızda bir değişiklik olmadan devam ettik. Ocak ayı iş güç ev üçgeninde geçti, 2 günlük Amasya kaçamağıyla.

Şubat ayında bir haftasonu Abant'a gitmeye karar verdik. Cumartesi öğlen gibi çıktık yola. Bolu'ya vardığımızda Highway Outlet'i gezdik. Sonra akşam kalacağımız yere gititk. Bolu Dağı Polisevi'nde kalıyoruz Bolu'ya geldiğimizde. Çook seviyoruz burayı. Her yer kar dolu oluyor. Şehirden daha fazla kar yağmış oluyor buralara. Ertesi gün kardeşimi de alıp Abant yolu üzerinde sıcacık soba yakılmış bir yerde kahvaltımızı yapıp Abant Gölü'ne geçtik. Kışın ayrı bir havası var abantın bence her yer bembeyaz hzur verici. Abant'a gelmemizdeki amaç tabiki içine oturduğumuz simitlerle kaymak :) kaç saat geçirdik kayarak bilmiyorum ama çok eğlendiğmiz dün gibi aklımda.

Mart ayında yıllık iznimizin bir kısmını kullanıp 1 haftalık Tayland tatili yaptık. Buralar soğukken içimiz ısındı sıcacık güneş ve denizde. Önce Bangkok'u gezdik sonra Phuket'e geçtik. O çok meşhur Maya BaY'de ( The Beach filminin çekildiği yer) yüzdük. Phi Phi adaları turu bir harikaydı. Yine motosiklet kiraladık ve ters akan trafiğe rağmen yolumuzu şaşırmadan Phuket adasını turladık. File bindik :) çok güzel bir bir hafta geçirdik. Tayland'dan döndüğümüzde ise hamile olduğumu öğrendim. Tabi ki çok sevindik.

Artık hareketlerime ve kendime dikkat etmem gerekiyordu. Bebeğimizin kalp atışlarını da duyunca bir oh çekmiştik. Nisan ayında 6 haftalık hamileyken biletlerini çok önceden aldığımız Diyarbakır gezimiz vardı 2 günlük. Gidip gitmemek arasında kalmışken doktorun gideblirsin demesiyle biletlerimizi yakmak zorunda kalmadık. Hava Nisan olmasına rağmen gayet güzeldi. Yalnız benim bir sorunum vardı, mide bulantılarım başlamıştı. O güzelim güneydoğu yemeklerini yiyemeden geldim :( Kahve içmem de kısıtlı olduğundan biraz kaçamak yaparak özellikle kürt ve menengiç kahvelerinin tadına baktım. Çok hızlı bir gezi olmasa da hava değişikliği iyi gelmişti.

Gelelim Mayıs ayına :) Artık kıyafetlerim olmamaya başlamıştı. Kendime hamile pantolonu aldım; fakat onların da içini dolduramadığımdan devamlı çeke çeke yürümeye başladım. Bu ay da yine 2 günlük Amasya kaçamağı yaptık kuzenimin düğünü nedeniyle. Amasya havası bana gayet iyi geliyor.

Derken Haziran ayı geldi. İş yerinde Kastamonu görevi başladı. Topun ağzında ilk ben vardım. Hamile olmamdan dolayı gitmeme hakkım olmasına rağmen insanların gezmeye giderken hamile değilsiniz göreve gelince hamile mi oluyorsunuz nidalarına maruz kaldım. Bu demelerindeki sebepte bu ay Amerika'ya gidecek olmamdı. Amerika seyahatimizi yılbaşında planlayıp biletlerimizi almıştık, tabi hamile olma gibi bir planım yoktu o zamanlar. Doktorun onayıyla biraz korkarak gitmeye karar verdik. Evet, tam 1 hafta dolu dolu NewYork'u gezdik. İlk defa haldır haldır hadi şurayı da görelim buraya da yürüyelim gibi gezi olmadı. Gayet sakin sakin mide bulantılarım da geçtiği için bol yemek yemeli bir gezi oldu.

Görevden kaçış yoktu ya Temmuz ayında 10 günlük görev için Kastamonu'daydım. Eşim beni bırakıp geri döndü. Otel tam merkezdeydi. Kastamonu kulede görev yapmak zevkliydi, günde bir uçak olduğu için :) Haftasonu eşim geldi yanıma Abana ve İnebolu'yu gezdik; ama hiç tahmin ettiğim gibi yerler değildi. 10 günün sonunda görevi bitirmiş olmanın mutluluğuyla eve döndüm.

Ağustos ayında kalan yıllık iznimi eşimin memleketinde geçirdik. Yaylaya çıkmadan önce 2 günlük babymoon yaptık, otelde kaldık sonra Manavgatta yıllardır görüşemediğimiz arkadaşlarımızla buluştuk, 2 gün Manavgatta geçirdik. Sonra eşimin ailesinin yanına yaylaya çıktık. O nemli sıcaktan sonra yayla havası öyle iyi geldi ki akşamları hırkayla oturduk o derece :)

Yıllık izinler bitti, gezmeler bitti, kalan son 3 ayı Ankara'da geçirdik. Eylül ayı işe gidip gelmeyle, bebeğin eksiklerini tamamlamak için zaman zaman Ulus'a zaman zaman avm'lere gidip gelmekle geçti. Eylül ayından 24 haftam dolduğu için gece nöbetinden çıkıp günaşırı çalışmaya başladım. Kurban bayramı 9 gün tatil oldu ama ben yararlanamadım :(

Ekim ayında havalar hala güzel gittiği için her boş vaktimde annemle yürüyüşe çıktık. Karnım büyüdüğü için hareket etmem 6. Aydan sonra baya zorlaşmaya başlamıştı, buna yürümekte dahil :) Yavaş yavaş da olsa yürümek iyi geliyordu özellikle normal doğum yapmak istihorsam doktorum bol bol yürümemi söylemişti. Hoş normal doğum yapamadım o ayrı :)

32. Haftadan sonra doğum izni hakkı elde ettiğim halde doğumdan sonra izinlerimi kullanabileyim diye 36. Haftanın bitimine kadar çalıştım ve 9 Kasımda doğum iznine ayrıldım. Beklenen doğum tarihi 6 Aralıktı. Kasımda da havalar hala yürüyüş yapmaya imkan verecek kadar sıcaktı. Ayağa kalktığımda karnım çok baskı yaptığı halde hergün aksatmadan yürüyüşe çıktık annemle. Tam 38. Haftada eşim iş nedeniyle bir hafta şehir dışına çıktığı için ne olur ne olmaz diye annemlerde kaldım. Neyse eşim dönene kadar bizim kız sabretti gelmedi, ama olan ondan sonra oldu. Tam 39 haftalıkken bir Pazar günü yine havanın iyi olmasından faydalanarak ODTÜ'ye yürüyüşe gittik annemi de yanımıza alarak. Annem bir ara memlekete gitmek istiyorum ama seni böyle bırakasım gelmiyor dedi. Biz de anne git sen daha en az 10 gün var doğuma diye onu ikna etmeye çalıştık. Neyse yürüyüşümüzü yapıp eve döndük, annemi arayıp yer ayırtmasını söyledim, tamam bakarız diye beni geçiştirdi.

29 Kasım akşamı biz bu konuşmaları yaptıktan sonra evde benim suyum geldi. Önce ne olduğunu anlamadım ama 2 saat bekleyip aralıklarla su gelmeye başlayınca biz bütün hazırladığımız çantaları alıp hastaneye gitik, tabi kimseye haber vermeden. Yapılan muayenenin ardından suyumun geldiği anlaşıldığı hatta azaldığı da ama ben de ne doğum sancısı var ne açılma. Sabaha kadar nst ye bağlı devamlı gözetim altındaydım, sabah oldu doğum adına hiçbir ilerleme yok ama suyum boşalmaya devam ediyor. Doktor doğumu başlatmak için suni sancı vermeye başladı. Böylelikle 30 Kasım Sabah 9 da benim doğum sürecim başlamış oldu. Başlarda gayet dayanılabikir bir sancıydı, arada kesilerek şiddetleniyordu. Eşim bu süreçte bana çok yardımcı oldu. Kolidorda beraber yürüyüşler yaptık, müzikle terapiler konuşmalar filan. Tabi annemler hala yoklar. Nasıl mı haberleri oldu? Sabah beni hadi kahvaltı hazır gelsene diye arayınca haberleri oldu ama hemen gelmelerini istemedik. Onlar öğleden sonra geldiler yanımıza. Onlar geldiğinde benim sancılarımın şiddeti baya artmıştı. Öğleden sonra saat 3 gibi doktor muayenesinde açılmanın ilerlemediğini çocuğun doğum kanalına inmediğini beklemenin faydasız olduğunu bebeğin kalp atışlarının riske girdiğini ve artık sezaryan vakti geldiğini söyledi. Ben o sancının arasında doktora resmen yalvardım normal doğuma devam edebilmek için. Doktor bende ki kararlılığı görünce suyumun çok azaldığını en fazla birkaç saat daha bekleyebileceğini söyledi. Ben artık sancılara dayanamaz bir boyuttaydım. Yerimde resmen kıvranıyordum. Akşam 1730 gibi doktor tekrar geldi ve açılma aynı yerinde duruyor, hiçbir ilerleme yok. Çocuğun başı yan basıyor ve kanala giremiyor. Nst değerleri dengesizleşti. Doktor artık bana dil döküyor, doğumun normal yollarla devam edemiyeceğine dair. Ben yine de bekleyelim derken doktor bebeği riske atamayacağını söyleyerek beni acilen sezaryana aldı.

Doğumda yanımda eşimde vardı, spinal anestezi olduğum için eşimle konuşarak çok rahat bir ameliyat geçirdim. Her şey o kadar çabuk oldu ki 1805 de bebeğimiz dünyaya geldi, 3270 gr ve 50cm olarak. İkimizde sağlıklıydık ya önemli olan oydu bu saatten sonra. O gece hastanede eşimle birlikte kaldık. Arada hemşire gelip nasıl emzireceğimi gösteriyordu. Nasıl bir gece geçirdik tamamen unuttum :) 

1 Aralık sabahı herkes benim gaz çıkarabilmem için seferber oldu. Hastaneden taburcu olmam buna bağlıydı çünkü. O gün sağolsun arkadaşlarımız bizi yalnız bırakmadı. Annemler de geldiler. Kızkardeşim doğum yaptığım gün apartopar hocasından izin alıp geldi sağolsun. Öğleden sonra yaptığım yürüyüşlerin de sayesinde gaz çıkarınca eve geldik.

İşte bundan sonrası benim için tam bir felaketti. Üzerimde hala normal doğum yapamamış olmanın verdiği bir üzüntü, lohusa depresyonu, bebekli yeni bir düzen, uykusuz geceler, sezaryanın yani kocaman bir kesiğin hareketlerimi kısıtlaması, oturup kalkamamam, çocuğu kucağıma alamam, devamlı sinirlerimin bozulup ağlamam.. Ve üzerine 2 hafta sonunda dikişlerimin enfeksiyon kapması.. Benim için çok zor bir 2 haftaydı kısacası. Birkaç kere hastaneye gide gele pansumanlarla iltihaplar akıtıldı ve ben de biraz dha rahatladım.

Öyle böyle derken 1 ay geçti ve kızım 30 Aralıkta 1 aylık oldu. Hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz, ama bir nevi modern hapishane gibi 1 aydır hastane dışında evden dışarı çıkmadım.

İşte benim yılım böyle geçti. 2016 'da bakalım bizleri neler bekliyor.



2 yorum:

adalıgünler dedi ki...

Allah hayırlı ömürler versin.. sizi zevkle izliyorum..kızım sivil havacılık okumak istiyor önerir misiniz ve nereyi acaba..şimdiden teşkkürlrt..

Miss Sensible dedi ki...

@adalıgünler, çok geç cevap veriyorum kusura bakmayın, blogumu iyice boşlar oldum. Çok teşekkür ederim öncelikle. Sivil havacılık güzel bir tercih, bir hava trafik kontrolörü olarak, bu bölümü öneririm. Şu an gerçekten çok ihtiyaç var. Allah zihin açıklığı versin.