26 Kasım 2010 Cuma

Mardin 2. gün

Sabah 7'de kalkıp hemen kahvaltıya inip erken yol alalım diye acele edip ancak 8'de çıkabildik yola..
İlk hedefimiz Midyat'tı, görülecek çok yer vardı.
Yaklaşık 1 saatlik yolculuktan sonra Midyat'a vardık. Tam Midyat girişinde gezmek istediğimiz yerlerden olan 'Deyrulumur Manastırı'nın tabelasını görünce önce orayı gezelim sonra Midyat merkeze geçeriz diye düşünüp ve yaklaşık 18-20 km kadar gideceğimizi bildiğimiz için başladık gitmeye.
Git Git Git Git.. Ne Manastır var ne yerleşim yeri ve bu arada Nusaybin'e o kadar yaklaşmışız hiçbir şey yok. Yollarda biton koyun sürüsü, trafik yoğun :)
Durup sürünün karşıdan karşıya geçmesini bekliyoruz :)
Yol kenarında bir kadın görüp soruyoruz manastırı; fakat kadın nece konuştu bilmiyorum gülüp devam ediyoruz..
Derken nihayet bir yerleşim yerine geldik ve Türkçe konuşan birini bulup sorduk ve tam ters istikamette devam ettiğimizi öğrendik :(
Geri dönüp Midyata gelmemiz 1 saatimizi aldı ve önce Midyat'ı gezmeye karar verdik. ÇArşıya geldiğimizde acaba ne tarafa gitsek diye düşünürken bir çocuk yaklaştı daha 12-13 yaşında.
'Abi, ben size gezdireyim mi buraları' diyerek şiveli bir tonlaaa hem de bizi mest etti ve aldık arabaya..
Birkaç kilise gezdikten sonra olmazsa olmazlardan olan 'Sıla Konağı' ve 'Aşk Bir Hayal Konağı' nı gezdik :)
Her taraf gümüşçü doluydu.. İnanmayacaksınız ama hiçbir şey almadım :) Sadece 2 tane şalll :)
Midyatı gezmeyi bitirdikten sonra şansımızı tekrar deneyip ve bu sefer yolu öğrenip 'Deyrulumur Manastırı'na gittik, hem de kaybolmadan :))
Gerçekten gezmeye, görmeye değen hala aktif olan Süryani Manastırlarından biri..

Neyse, bundan sonra yolculuğumuzun 2.kısmı başladı ve Hasankeyf'e doğru yola çıktık. Yol yapım çalışmalarından dolayı yolları berbat hale getirmişlerdi. Yavaş yavaş ve bol bol sallana sallana Hasankey'e gün batarken vardık.
Bu güzelliğin sular altında kalacak olması beni çok üzüyor. Umarım kalmaz. 'Hasankeyf Boğulmaz'..
Bol bol fotoğraf çekmek, yukarlardan manzarayı izlemekten sonra karnımızı bir güzel Dicle Irmağının kenarında doyurup geri MArdin'e döndük.
Hepimizin pestili çıkmıştı..
Yolda kardeşçikle ben arkada gelene kadar uyuduk :)
Otele gelince tekrar dışarı çıkasımız hiç olmasada son akşamımız diye çay içmeye Mardin'i tepeden gören ve terası olan bir cafeye gittik. Işıklandırılmış manzara harikaydı..
Çayımızı kahvemizi içip otele geri döndük ve gezimizin son günü için dinlenmeye çekildik...

Hiç yorum yok: