21 Eylül 2016 Çarşamba

Lina ile ilk deniz tatili

Merhaba,

Her zamanki gibi söze 'yine blogumu uzun zamandır boşladım' diye başlıyorum. Koskoca bir yaz bitti ve biz daha yeni gidip geldik denize.

Ne yaptık peki bu koskoca yaz. Haziran ayı Ramazan olduğu için gezme fırsatımız olmadi. Ramazan bayramından sonra Temmuz gibi bir deniz tatili planlayıp rezervasyon yatırmıştık. Bu arada  ben hala işe başlamamıştım. Temmuz ortasi gibi yıllık izindeyken ve Amasya'dayken izinlerin iptal olup kamu çalışanlarının göreve geri çağrılması üzerine apar  topar yola çıkıp Ankara'ya döndük ve ben kendimi bir anda işyerinde ve  çalışıyor buldum 8 ay aradan sonra.

Lina'yi anneannesine bıraktığım için gözüm arkada değildi ama onu cok özledim ilk iş günümde.

Tabi bu arada Alanya'da yapacağımız tatili iptal etmek zorunda kaldık. Ne eşim ne de ben yıllık izin alamıyorduk çünkü.

Arada  kisa kacamaklar yaptık Ağustos ayında. Bir hafttasonu Kapadokya, bir haftasonu Çorlu (kankimin düğünü için), baska bir haftasonu da Denizli-Aydın-Kuşadası yaptık. Bu geziler tabi biraz gazımızı aldi.

Daha sonrasında  Eylül ayında yıllık izin alip kendimizi  Ege sularına attık.

Alanya'dan vazgeçip bu sefer Marmaris'e gidelim dedik ve doğayla içice bir otel olan Grand Yazıcı Club Turban'i tercih ettik.

Ankara-Marmaris arasi tabi bebekle yolculuk yaptığımız icin 10 saat sürdü. Lina bazen mızmızlandı yolda o bunaldikca ben de bunaldim ve babasiyla yer değiştirdik zaman zaman.

Gel gelelim otele.. Hem agacliklar arasinda olmasi hem denizinin çarşaf gibi olmasi hem de personelinin coooom güleryüzlü ve  profesyonel olmasindan dolayi cok memnun kaldik.  Ayrıca bebek, çocuk dostu bir otel.

Eylül  ayı olması dolayısıyla hava cok sicak degildi. Sabah erkenden denize girmek soğuk geldigiicin biraz isinmasini bekledik. Odada klima hic calistirmadik, balkon kapısını biraz açık bırakmamız yeterli  oluyordu.

Lina denizi cok sevdik. İlk girdiğinde soğuk geldiğinden olabilir biraz mızmızlandı;ama hemen alıştı. Tenteli simitiyle biz nereye gidersek oraya geldi. Zaman zaman kafasini koyup su içinde uyuyakaldi.

Harika bir 4 gece gecirdik. Keske  daha uzun olsaydi tatilimiz diye düşündük.

Kurban bauyraminda da kisa da olsa Amasya'ya gittik yine anneanne ve büyükbabami ziyarete. Lina orayi o  kadar seviyor ki.. ev serin olduğu için uyurken hiç terlemiyor. Anneannemin  kedisiyle kendi çapında oynuyor. Bahçede oturup  kuşları dinliyor. Ee bi de etrafinda onlarca kişi dört dönüyor hanfendinin :)

Öyle böyle derken yazı bitirdik.

Bu yyaz yurtdışı tatili yapamadık ama kuzucukla yaptığımız bu tatil daha da zevkliydi.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Bebekle Gezi: Saraybosna&Mostar (III)

Sabah kahvaltısının ardından Saraybosna için yola çıktık. Yolu yarılamıştık ki yol kenarındaki pekara (fırın) lara daha fazla kayıtsız kalamayıp mola verdik. Allh'ım o kruvasanlar çeşit çeşit, kekler, pastalar, poğaçalar, börekler.. Hepsi birbirinden leziz duruyordu. Ne kadar kalorili olursa olsun tatildeyim diye yedim :)

Saraybosna'ya dönüş yolunda yolun yarısında başlayan otobana girdik. Eski yolda en fazla 70 km hız yapabilirken otobanın gözünü seveyim dedik.

Saraybosna'ya vardığımızda ilk durağımız Vrelo Bosne oldu. Bosna Baharı anlamına gelen milli park. O kadar güzel o kadar huzur verici yemyeşil bir parktı; ama hava Mostar'dan sonra inanılmaz serin geldi. Parkın içi resmen soğuktu.

Vrelo Bosne
Vrelo Bosne, Saraybosna

Milli parkta dikkatimi çeken banklar ve bir restoran dışında oturacak yer olmamasıydı. Bizde olsa her yer piknik alanı olur ve çöpten gözükmezdi diye düşündük.

Bir sonraki durağımız ise Umut Tüneli. Benim tünele ikinci gelişim olduğunda benden giriş ücreti almadılar. Umut Tüneli beni yine çok duygulandırdı.

Şehrin dışında kalan gezilecek yerleri gördükten sonra otelemize yerleşmek için yola koyulduk. Toplam 7 yetişkin ve bir bebek olarak Hotel Hondo'nun teraslı dairesini kiraladık ve çok memnun kaldık. Yalnız Başçarşı'ya yürüme mesafesinde dense de bebek arabasıyla o yokuşla dar sokaklardan yürüyemezdik. Dolayısıyla Başçarşı taraflarına kiraladığımız arabayla indik.

Akşam yemeğini Başçarşı'daki eski Galatasaraylı futbolcu Tarık Hodzic'in yerinde yedik. Cevabi gerçekten lezzetliydi.

Başçarşıdaki turumuzun ardından Sönmeyen Ateş'e doğru yürüyüp devamında otele geri döndük.

Sönmeyen Ateş, Saraybosna

Add caption

29 Nisan 2016 Cuma

Bebekle Gezi, Saraybosna&Mostar (II)

Sabah kahvaltımızın ardından bir de gündüz gözüyle Mostar'ı gezelim istedik. Bu sefer arabayla Mostar Köprüsü'ne yakın bir yere geldik, park ettik, akşamdan tecrübeli olduğumuz için de Lina'yı kanguruya koyduk. Bizimki kangurudan pek hoşlanmadı, önce biraz ağladı; ama mecbur olduğundan durdu :)

Mostar, Bosna Hersek
Stari Most

Kangurumuz ErgoBaby, genel olarak memnunum; ama şimdiki aklım olsa dışa dönük olarak da kullanılan 360 modelini alırdım. Lina dışarıyı izlemeyi daha çok seviyor, yüzü bize doğru dönük olunca biraz sıkılıyor.

Hava çok sıcak değildi, ben Lina'nın ne olur ne olmaz diyerek neredeyse bütün kıyafetlerini getirdim. Eşyamız çok olmasın diye (bebek arabası, Lina'nın bebek çantası, sırt çantası, orta boy valiz) kendimize doğru düzgün kıyafet almadım. bu 4 parça eşyadan eşimle bize kalan yer orta boy valizin yarısıydı :) sırt çantasında kettle bile taşıdım ya :)

Stari Most
Mostar'da gezimizin ardından arabamıza dönüp Blagaj'a geçtik ve Alperenler Tekkesini ziyaret ettik. Buna Nehri'nin kaynağını gördük.

Blagaj, Bosna Hersek
Blagaj, Bosna Hersek

Bu da bizim gezi grubumuz. Biz, annem, babam, kardeşim ve aile dostlarımız :)

Sıradaki hedef eski Osmanlı köyü Pocitelj. Burda da bebek arabasıyla gezmek olanaksız. Hem kaleye çıkmak için baya yokuş çıkıyoruz hem yollar taş hem de bazı yerler merdiven gibi. Lina arabada uyuya kalmıştı, uykulu halde kangurusuna koyduk bizimki yine pek hoşlanmadı.

Pocitelj, Bosna Hersek

Pocitelj, Bosna Hersek
Buraya kadar hep daha önce gördüğümüz yerlerdi; fakat Kravice Şelalerini daha önce görmemiştim.

Kravice Waterfalls, Bosna Hersek

Şelaler manzara olarak çok güzeldi; ama o kdar boştu ki bizden başka kimse yoktu gibi bir şey. Biz yemek yeriz diye düşünmüştük bizim buralardaki şelaler gibi bir sürü restoran olacağını sanıp; ama sadece küçük bir cafe vardı.

Mostar'a geri dönerken yolumuzun üzerinde olduğu için Medugorje'ye uğradık. Hristiyanlar için baya kutsal bir yermiş burası. Her yer Meryem Ana ve Hz. İsa'nın çeşitli heykelleriyle doluydu. Arabadan inmeden turladık ve akşam üzeri Mostar'a vardık.

Yemeğimizi köprüye çok yakın olan Şadırvan Restoran'da yedik. Hem Cevabi hem de karışık tabak istedik. Tavsiye ederim.

Ertesi gün Saraybosna'ya dönüş olduğundan biz bebekli aile olarak odamıza çekildik. Diğerleri Mostar'ın akşam da tadını çıkardılar.

Ayşe Lina'nın İlk Yurtdışı Gezisi: Saraybosna ve Mostar

Her şey annem ve babamın hep beraber bi Bosna Hersek'e gitsek demesiyle başladı. Ben ama bebek var deyince herkesten ne olmuş yani cevabını aldım. Biz eşimle 2012 yılında gitmiştik, ama onlara rehberlik yapmamız isteniyordu :)

Biletler alındı, Lina'ya pasaport çıkartıldı ve Lina tam 4.5 aylıkken ilk yurtdışı gezimizi yapmış olduk :)

Bebekle yolculuk çok zor değilmiş. Sadece ilk uçak yolculuğumuz çok zor geçti. Lina bindiğimizden inene kadar ağladı, tabi bende moral sıfır. Ne zormuş bebekle yolculuk yapmak derken diğer uçak yolculuklarında hiç zorluk çıkarmadı hep uyudu. İnişte ve kalkışta yemek saatine denk geldiyse biberonla sütünü verdim, eğer karnı toksa da emziğini emmesini sağladım. Bazılarında çok güzel emdi, bazılarında ise hiç kabul etmedi. Yanımız hep doluydu ama allahtan uçakta boş yer olduğundan yanımızdaki yolcuya rica edip başka koltuğa geçmesini sağladık. Lina hanım da kalkıştan sonra güzelce yattı boş koltuğa. Tabi hanfendinin yastığı, battaniyesi hep yanımızda :) Uçağı acayip soğuttukları için hep tedbirliydim. Kafasını örtmek için tülbent bile aldım yanıma çünkü o soğukta cidden hasta olabilirdi. İnişe geçtiğimizde ise uyandırmak zorunda kaldım; çünkü kucağıma alıp kemerle kendime bağlamam gerekiyordu.

Aktarmalarda ise bebek bakım odasında karnını doyurdum, altını temizledim, uyku saati geldiğinde ise bebek arabası geriye doğru tam yattığından rahatça uyuyabildi.

Lina uçakta uyurken
Toplamda 7 kişi ve bebek olduğumuzdan havalimanından minibüs kiraladık. Arabada Lina için de yatacak yer olduğundan gezerken de hiç zorlanmadık. Bebek arabasını süremediğimiz yerlerde kanguruyla gezdik. Çoğunlukla arabada uyuyakaldığı için de gezerken bebek arabasında uyumaya devam etti. Fotoğraflarda pek yer almadı çünkü bebek arabasından çıkartmaya, keyfini bozmaya kıyamadım.
Hava da biraz serin olduğu için uykuluyken onu üşütmek istemedim.Yanımda annemin olması işimi çok kolaylaştırdı, gezerken arabada hep o ilgilendi. Ben genelde nereye gideceiğimizi ve nasıl gideceğimizi şöfore (eşim) anlatmakla meşguldum çünkü :)

En çok merak ettiğim bebek arabasını uçağa nasıl vereceğimizdi. Pegasusla gittiğimizden poşetlerinin pek sağlam olmadığını duymuştum. Check in bankosunda poşet istediğimzde bilet satıştan satın almamız gerektiğini söylediler. Neyse bilet satışa gittik. Yurtiçi için 15TL, yurtdışı için 30TL poşet ücreti istediler. Poşet almasak olur mu dedik, bize kalmış olduğunu ama bebek arabasının kirleneceğini söylediler. Sonuç olarak bebek arabasıyla uçağın kapısına kadar gittik, poşet almadık. Bebek arabasının üst kısmını çıkarıp, dümdüz hale getirip kabine aldık. Bagaj kısmına koyduk. Alt kısmını da katlayıp uçağın kapısında bıraktık. Görevliler indiğimizde kapıya çıkarmış oluyorlardı.

Saraybosna'ya indiğimizde arabamızı kiralayıp önce Mostar'a geçtik. Karnımız baya acıktığı için Jablanica'da Mostar'a 40 km. kala kuzu çevirme yapan yerlerde Zdrava Voda adlı restoranda kimimiz kuzu, kimimiz alabalık yedik. Bu bizim buralara eşimle 2. kez gelişimiz olduğundan deneyimliydik nerede ne yapılır konusunda.

Zdrava Voda, Jablanica, Bosna Hersek

Yemeğimizi ardından Mostar'a devam ettik. Hepimiz yorulmuştuk, direk kalacağımız otele (Pansion Rose) yerleştik. E bi akşam kahvesi içmekiçin biraz dinlendikten sonra Lina'yı arabasına yatırıp eski şehre doğru yürüdük, yaklaşık 500m. idi. Bebek arabasıyla buraya kadar gelebildik ama eski şehir bölgesinin yerleri taş döşeli olduğu için bebek arabasını sürmek imkansız gibi bir şey. Çocuk içinde lahana turşusuna dönerdi eğer sürseydik. Lina'yı kucağımıza aldık. Bebek arabasını da zar zor boş olarak sürdük. Mostar körüsünü geçmek bebek arabasıyla tam bir işkence oldu.

Mostar, Bosna Hersek
Neyse bu bize tecrübe oldu, ertesi gün bebek arabasıyla değil kanguruyla gezdik. Aşkam kahvemizi de içtikten sonra dinlenmek için odalarımıza geri döndük.

27 Aralık 2015 Pazar

2015'i geride bırakırken

KYine bitti bile kocaa bir yıl. Neler oldu neler bitti bu yılda bir bakalım, ama öncesinde  hayatımdaki en büyük değişiklik bu yıl oldu ve ben anne oldum :)

Şimdi başa saralımm.

Güzel karşıladık 2015'i yani hayatımızda bir değişiklik olmadan devam ettik. Ocak ayı iş güç ev üçgeninde geçti, 2 günlük Amasya kaçamağıyla.

Şubat ayında bir haftasonu Abant'a gitmeye karar verdik. Cumartesi öğlen gibi çıktık yola. Bolu'ya vardığımızda Highway Outlet'i gezdik. Sonra akşam kalacağımız yere gititk. Bolu Dağı Polisevi'nde kalıyoruz Bolu'ya geldiğimizde. Çook seviyoruz burayı. Her yer kar dolu oluyor. Şehirden daha fazla kar yağmış oluyor buralara. Ertesi gün kardeşimi de alıp Abant yolu üzerinde sıcacık soba yakılmış bir yerde kahvaltımızı yapıp Abant Gölü'ne geçtik. Kışın ayrı bir havası var abantın bence her yer bembeyaz hzur verici. Abant'a gelmemizdeki amaç tabiki içine oturduğumuz simitlerle kaymak :) kaç saat geçirdik kayarak bilmiyorum ama çok eğlendiğmiz dün gibi aklımda.

Mart ayında yıllık iznimizin bir kısmını kullanıp 1 haftalık Tayland tatili yaptık. Buralar soğukken içimiz ısındı sıcacık güneş ve denizde. Önce Bangkok'u gezdik sonra Phuket'e geçtik. O çok meşhur Maya BaY'de ( The Beach filminin çekildiği yer) yüzdük. Phi Phi adaları turu bir harikaydı. Yine motosiklet kiraladık ve ters akan trafiğe rağmen yolumuzu şaşırmadan Phuket adasını turladık. File bindik :) çok güzel bir bir hafta geçirdik. Tayland'dan döndüğümüzde ise hamile olduğumu öğrendim. Tabi ki çok sevindik.

Artık hareketlerime ve kendime dikkat etmem gerekiyordu. Bebeğimizin kalp atışlarını da duyunca bir oh çekmiştik. Nisan ayında 6 haftalık hamileyken biletlerini çok önceden aldığımız Diyarbakır gezimiz vardı 2 günlük. Gidip gitmemek arasında kalmışken doktorun gideblirsin demesiyle biletlerimizi yakmak zorunda kalmadık. Hava Nisan olmasına rağmen gayet güzeldi. Yalnız benim bir sorunum vardı, mide bulantılarım başlamıştı. O güzelim güneydoğu yemeklerini yiyemeden geldim :( Kahve içmem de kısıtlı olduğundan biraz kaçamak yaparak özellikle kürt ve menengiç kahvelerinin tadına baktım. Çok hızlı bir gezi olmasa da hava değişikliği iyi gelmişti.

Gelelim Mayıs ayına :) Artık kıyafetlerim olmamaya başlamıştı. Kendime hamile pantolonu aldım; fakat onların da içini dolduramadığımdan devamlı çeke çeke yürümeye başladım. Bu ay da yine 2 günlük Amasya kaçamağı yaptık kuzenimin düğünü nedeniyle. Amasya havası bana gayet iyi geliyor.

Derken Haziran ayı geldi. İş yerinde Kastamonu görevi başladı. Topun ağzında ilk ben vardım. Hamile olmamdan dolayı gitmeme hakkım olmasına rağmen insanların gezmeye giderken hamile değilsiniz göreve gelince hamile mi oluyorsunuz nidalarına maruz kaldım. Bu demelerindeki sebepte bu ay Amerika'ya gidecek olmamdı. Amerika seyahatimizi yılbaşında planlayıp biletlerimizi almıştık, tabi hamile olma gibi bir planım yoktu o zamanlar. Doktorun onayıyla biraz korkarak gitmeye karar verdik. Evet, tam 1 hafta dolu dolu NewYork'u gezdik. İlk defa haldır haldır hadi şurayı da görelim buraya da yürüyelim gibi gezi olmadı. Gayet sakin sakin mide bulantılarım da geçtiği için bol yemek yemeli bir gezi oldu.

Görevden kaçış yoktu ya Temmuz ayında 10 günlük görev için Kastamonu'daydım. Eşim beni bırakıp geri döndü. Otel tam merkezdeydi. Kastamonu kulede görev yapmak zevkliydi, günde bir uçak olduğu için :) Haftasonu eşim geldi yanıma Abana ve İnebolu'yu gezdik; ama hiç tahmin ettiğim gibi yerler değildi. 10 günün sonunda görevi bitirmiş olmanın mutluluğuyla eve döndüm.

Ağustos ayında kalan yıllık iznimi eşimin memleketinde geçirdik. Yaylaya çıkmadan önce 2 günlük babymoon yaptık, otelde kaldık sonra Manavgatta yıllardır görüşemediğimiz arkadaşlarımızla buluştuk, 2 gün Manavgatta geçirdik. Sonra eşimin ailesinin yanına yaylaya çıktık. O nemli sıcaktan sonra yayla havası öyle iyi geldi ki akşamları hırkayla oturduk o derece :)

Yıllık izinler bitti, gezmeler bitti, kalan son 3 ayı Ankara'da geçirdik. Eylül ayı işe gidip gelmeyle, bebeğin eksiklerini tamamlamak için zaman zaman Ulus'a zaman zaman avm'lere gidip gelmekle geçti. Eylül ayından 24 haftam dolduğu için gece nöbetinden çıkıp günaşırı çalışmaya başladım. Kurban bayramı 9 gün tatil oldu ama ben yararlanamadım :(

Ekim ayında havalar hala güzel gittiği için her boş vaktimde annemle yürüyüşe çıktık. Karnım büyüdüğü için hareket etmem 6. Aydan sonra baya zorlaşmaya başlamıştı, buna yürümekte dahil :) Yavaş yavaş da olsa yürümek iyi geliyordu özellikle normal doğum yapmak istihorsam doktorum bol bol yürümemi söylemişti. Hoş normal doğum yapamadım o ayrı :)

32. Haftadan sonra doğum izni hakkı elde ettiğim halde doğumdan sonra izinlerimi kullanabileyim diye 36. Haftanın bitimine kadar çalıştım ve 9 Kasımda doğum iznine ayrıldım. Beklenen doğum tarihi 6 Aralıktı. Kasımda da havalar hala yürüyüş yapmaya imkan verecek kadar sıcaktı. Ayağa kalktığımda karnım çok baskı yaptığı halde hergün aksatmadan yürüyüşe çıktık annemle. Tam 38. Haftada eşim iş nedeniyle bir hafta şehir dışına çıktığı için ne olur ne olmaz diye annemlerde kaldım. Neyse eşim dönene kadar bizim kız sabretti gelmedi, ama olan ondan sonra oldu. Tam 39 haftalıkken bir Pazar günü yine havanın iyi olmasından faydalanarak ODTÜ'ye yürüyüşe gittik annemi de yanımıza alarak. Annem bir ara memlekete gitmek istiyorum ama seni böyle bırakasım gelmiyor dedi. Biz de anne git sen daha en az 10 gün var doğuma diye onu ikna etmeye çalıştık. Neyse yürüyüşümüzü yapıp eve döndük, annemi arayıp yer ayırtmasını söyledim, tamam bakarız diye beni geçiştirdi.

29 Kasım akşamı biz bu konuşmaları yaptıktan sonra evde benim suyum geldi. Önce ne olduğunu anlamadım ama 2 saat bekleyip aralıklarla su gelmeye başlayınca biz bütün hazırladığımız çantaları alıp hastaneye gitik, tabi kimseye haber vermeden. Yapılan muayenenin ardından suyumun geldiği anlaşıldığı hatta azaldığı da ama ben de ne doğum sancısı var ne açılma. Sabaha kadar nst ye bağlı devamlı gözetim altındaydım, sabah oldu doğum adına hiçbir ilerleme yok ama suyum boşalmaya devam ediyor. Doktor doğumu başlatmak için suni sancı vermeye başladı. Böylelikle 30 Kasım Sabah 9 da benim doğum sürecim başlamış oldu. Başlarda gayet dayanılabikir bir sancıydı, arada kesilerek şiddetleniyordu. Eşim bu süreçte bana çok yardımcı oldu. Kolidorda beraber yürüyüşler yaptık, müzikle terapiler konuşmalar filan. Tabi annemler hala yoklar. Nasıl mı haberleri oldu? Sabah beni hadi kahvaltı hazır gelsene diye arayınca haberleri oldu ama hemen gelmelerini istemedik. Onlar öğleden sonra geldiler yanımıza. Onlar geldiğinde benim sancılarımın şiddeti baya artmıştı. Öğleden sonra saat 3 gibi doktor muayenesinde açılmanın ilerlemediğini çocuğun doğum kanalına inmediğini beklemenin faydasız olduğunu bebeğin kalp atışlarının riske girdiğini ve artık sezaryan vakti geldiğini söyledi. Ben o sancının arasında doktora resmen yalvardım normal doğuma devam edebilmek için. Doktor bende ki kararlılığı görünce suyumun çok azaldığını en fazla birkaç saat daha bekleyebileceğini söyledi. Ben artık sancılara dayanamaz bir boyuttaydım. Yerimde resmen kıvranıyordum. Akşam 1730 gibi doktor tekrar geldi ve açılma aynı yerinde duruyor, hiçbir ilerleme yok. Çocuğun başı yan basıyor ve kanala giremiyor. Nst değerleri dengesizleşti. Doktor artık bana dil döküyor, doğumun normal yollarla devam edemiyeceğine dair. Ben yine de bekleyelim derken doktor bebeği riske atamayacağını söyleyerek beni acilen sezaryana aldı.

Doğumda yanımda eşimde vardı, spinal anestezi olduğum için eşimle konuşarak çok rahat bir ameliyat geçirdim. Her şey o kadar çabuk oldu ki 1805 de bebeğimiz dünyaya geldi, 3270 gr ve 50cm olarak. İkimizde sağlıklıydık ya önemli olan oydu bu saatten sonra. O gece hastanede eşimle birlikte kaldık. Arada hemşire gelip nasıl emzireceğimi gösteriyordu. Nasıl bir gece geçirdik tamamen unuttum :) 

1 Aralık sabahı herkes benim gaz çıkarabilmem için seferber oldu. Hastaneden taburcu olmam buna bağlıydı çünkü. O gün sağolsun arkadaşlarımız bizi yalnız bırakmadı. Annemler de geldiler. Kızkardeşim doğum yaptığım gün apartopar hocasından izin alıp geldi sağolsun. Öğleden sonra yaptığım yürüyüşlerin de sayesinde gaz çıkarınca eve geldik.

İşte bundan sonrası benim için tam bir felaketti. Üzerimde hala normal doğum yapamamış olmanın verdiği bir üzüntü, lohusa depresyonu, bebekli yeni bir düzen, uykusuz geceler, sezaryanın yani kocaman bir kesiğin hareketlerimi kısıtlaması, oturup kalkamamam, çocuğu kucağıma alamam, devamlı sinirlerimin bozulup ağlamam.. Ve üzerine 2 hafta sonunda dikişlerimin enfeksiyon kapması.. Benim için çok zor bir 2 haftaydı kısacası. Birkaç kere hastaneye gide gele pansumanlarla iltihaplar akıtıldı ve ben de biraz dha rahatladım.

Öyle böyle derken 1 ay geçti ve kızım 30 Aralıkta 1 aylık oldu. Hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz, ama bir nevi modern hapishane gibi 1 aydır hastane dışında evden dışarı çıkmadım.

İşte benim yılım böyle geçti. 2016 'da bakalım bizleri neler bekliyor.



25 Ekim 2015 Pazar

New York Gezisi: 7. Gün

Bugünün özeti: alışveriş :)

Kültür gezisi kapsamında tüm görülecek yerleri görmüş olduğumuzdan bugünü sadece alışveriş yaparak geçirmek istedik. 

İlk durağımız Brooklyn'deki Target mağazasıydı. Buraya sarı metro hattıyla gelip Atlantic Av-Barclays Ctr durağında inerek ulaştık. Açıkçası istediğim bir alışveriş yapamadım. Yani fiyatlar bence bir Target'a göre pahalıydı. Alışveriş demişken benim CVS'den aldığım birçok ürün de diğer mağazalara göre pahalıydı. Yani CVS'den alışveriş yapmak pek de akıllıca değil :)
Gelmişken yine de bütün marketi gezdik. Hatta marketin bulunduğu alışveriş merkezinin içindeki diğer mağazaları da gezdik. Sonrasında yine sarı metro hattına binip 86 st. durağında inip New York'un belki de en büyük Century 21 mağazına geldik. 

Eğer Century 21'den alışveriş yapacaksınız Manhattan'dakilerde vakit kaybetmeyin derim. Burası bir harika çünkü. Her şey yerli yerinde talan edilmemiş hem de çeşit çok fazla. Ben gerçekten çok beğendim. Dolayısıyla baya bir vakit geçirdim :)

Akşama doğru alışverişe bir son verip New York'dan dönmeden son kez Magnolia Bakery'e gitmek istediğim için metroyla Lincoln Center'a geldik. Buradaki Century 21'in biraz daha yukarısında bir Magnolia Bakery var. Navigasyon sağolsun şaşırmadan bulduk. O muhteşem tatlardan bir kez daha yedim ya :)) oh sefam olsun. 

Akşam oldu, eve dönmeli ve kaç gündür yaptığımız alışverişlerden dolayı biriken poşet poşet malları valizlere yerleştime vakti geldi. Malum, yarın dönüş zamanı.


New York Gezisi: 6. Gün

Günlerimiz azaldı. NY'da geçireceğimiz son iki gün. Bugün ki gezi planımızda Çin Mahallesi (Chinatown), İtalyan Mahallesi (Little Italy) ve Brooklyn var.

Chinatown, NY

 Sabah kahvaltının ardından metroyla Canal Street durağında inip Çin Mahallesi'ne doğru yürümeye başladık. Tabelalar yavaş yavaş Çince'ye dönüp burnumuza garip kokular gelmeye başlayınca geldiğimizi anladık. Açıkçası pek bir esprii yok buranın. Her yer Çinli kaynıyor, bütün dükkanlarda Çince bir şeyler yazıyor, restoranlarından garip kokular geliyor. Kendimi bir an Pekin'deymişim gibi hissettim. Biraz yorulunca bir park bulup dinlenelim istedik. Parkta oturacak yer zor bulduk; çünkü Çinli teyzeler ve amcalar bütün masaları kapatmış iskambil kağıtlarıyla oyun oynuyorlardı. O yaşlı teyzeleri görmenizi isterdim. Ellerini masaya çat çat vurarak bir kumarbaz edasıyla hırsla oynuyorlardı.

Chinatown, NY
Little Italy, NY

Çin Mahallesi'nde birkaç süpermarket gezip İtalyan Mahallesi'ne geçtik. Sırayla dizilmiş küçük ve hoş kafeler dışında buranın da pek bir özelliği olmadığını (en azından bana göre) anladım. Çok fazla vakit kaybetmeden Brooklyn'e köprüden yürüyerek geçmek için metroya binip Brooklyn Bridge-City Hall durağında indik. Buraya geldiğinizde siz de farkedeceksiniz ki köprüden yürüyerek geçen tek siz değilsiniz. Hem gidiş hem de dönüş yönünde birçok insan var. Manzara gerçekten süper. Bol bol fotoğraf çekmelik. Yürümek benim durumumdaki bir insan için biraz yorucu olsa da kesinlikle değerdi.

Brooklyn Bridge, NY

Köprüden Brooklyn'e geçince önce Brooklyn Bridge Park'a inip Manhattan manzarasının keyfini çıkardık. Buraya gelmeden araştırdığım için Grimaldi's de pizza yemeden dönmek olmazdı. Hemen köprünün bitim noktasında Brroklyn Heights'daki Grimaldi's den devasa bir pizza alıp karnımızı doyurduk. Pizzayı alıp parkta yediğimizden etrafımızdakilerin bile canı istemiş olmalı ki her gören sordu ve doğruca pizzacıya gittiler :)

From Manhattan to Brooklyn

Daha fazla gezecek gücüm kalmadığında bu sefer karşıya yürüyerek değil metroyla geçtik. Eve vardığımızda hava kararmak üzereydi. Biraz dinlendikten sonra son günlerimizi evde geçirmeyelim diye Hudson River kenarında yürüyüşe çıkıp bi de manzarayı akşam gözüyle görmek istedik. Hem sakin sakin yürüyüş yapanlar, hem oturmuş manzarayı izleyenler, hem koşanlar, bisiklet sürenler, hem de tenis oynayanlarla cıvıl cıvıl bir akşamdı. 



Bu cıvıltı karşısında sadece 1 günümüzün kalmış olmasına üzelerek eve döndük.

Grimaldi's


New York Gezisi: 5. Gün

Bu sabah kahvaltıdan sonra evin önünden geçen otobüse binip nereye gittiğini bilmeden şehir turu yaptık. Hem gidiyor hem de navigasyondan nerde olduğumuzu takip ediyorduk. East Village, Lower East Side taraflarını görmüş olduk bu sayede, fakat son durağa gelmişiz haberimiz yok :) Şoförün uyarısıyla indik otobüsten, bu sefer durağın karşısından tekrar bindik.

Amacımız 5th Avenue'ya gitmekti. Otobüsün oraya gitmeyeceğini anlayınca en yakın metro durağında inmeye karar verdik. Gri L hattının 3 Ave durağından metroya binip14St (Union Square) durağında indik. İner inmez çevredeki mağazalar dikkatimi çekti. Hemen Babies R Us'a girdim tabi ki :) Biraz mağaza gezişimizden sonra yine seyyar satıcılardan meyvemizi alıp Union Square Park'ta mola verdik. Hamburgerleriyle ünlü Shake Shack fast foodcusu bu parkta var, ilgilenenlere duyurulur.

5th Avenue

Moladan sonra birazcık da CVS'den alışveriş yapıp 5th Avenue'da yürümeye başladık.

Bu caddede yürümek pek keyifliydi. Yol üzerinde Flatiron Building ve Empire State'i görüp Bryant Park'ta yine mola verdik. Bu arada cadde üzerinde Simit Sarayı'nı görünce bi mutlu oldum. İçerisi de tıklım tıklımdı.



Times Square'e geçmeden görülebilecek yerler arasında Rockfeller Center var. Tabi bu dediğim yerler hep turist kaynayan yerler. Rockfeller da tabi öyleydi. Çok fazla durmadan bi fotoğraf çekip sonunda çok yaklaştığım ve yemek için sabırsızlandığım Magnolia Bakery'de kahve ve muzlu puding molası verdik.



Yeri gelmişken belirteyim, muzlu puding bir harika bunun yanında magic kek ve oatmeal cookie de çook başarılı. Bana cupcake leri biraz fazla kremalı geldiği için denemedim; ama deneyenler güzel olduğunu söylüyor. Aldığınız şeylerin yanına da kahve almayı unutmayın.



Ve sonunda Times Square. Açıkçası hayal kırıklığına uğramadım değil. Ben Times meydanını nedense kocaman bir yer hayal ediyordum. Çok küçük ve yine çok kalabalıktı. Aslında akşam hava karadığında tabelaların cıvıl cıvıl halini görmek isterdim; ama baya yorulduğum için havanın kararmasını bekleyemedik. O meşhur merdivenlerde biz de oturduk. O havayı biz de soluduk.

Bütün gün yürümenin vermiş olduğu yorgunlukla eve dönme vakti gelmişti artık.

New York Gezisi: 4. Gün

Bugün ki gezi planımızda 9/11 Anıtı, World Trade Center, Battery Park ve ordan da Özgürlük Anıtı'nı görmek vardı.

World Trade Center, NY

Metroyla World Trade Center durağında inip World Trade Center'a şöyle bir uzaktn bakıp 11 Eylül'de yıkılan kulelerde ölenlerin anısına yapılan South Pool'u görmeye gittik önce. Turist kalabalığından doğru yere geldiğimizi anladık. Çevrede sıkı güvenlik önlemi vardı, her yer polis kaynıyordu. O güne özel miydi yoksa hergün mü öyle bilemicem. Biz de şöyle bir tur atıp, yürüyerek Battery Park'a geçtik.



Battery Park, Özgürlük Anıtı'nı uzaktan izleme imkanı veren güzel ama bir okadar da kalabalık bir park. Biraz oturduk biraz yürüdük ve Staten Island Ferry istasyonuna geçtik.

Battery Park, NY

Özgürlük Anıtı'nı görmek için Staten Island Ferry ücretsiz bir opsiyon. Yanına çok yaklaşmıyor; ama fotoğraf çekmek ve yine de yakın sayılabilecek bir mesafeden izlemek güzel oluyor. Bir de yanılmıyorsam giderken geminin sağına dönerken soluna oturursanız Özgürlük Anıtı'nı izleye izleye gidersiniz. Ben bir o tarafa bir bu tarafına geçerek her iki manzarayı da izleyerek yolculuk ettim.



Aslında amacımız sadece Özgürlük Anıtı'nı görmekti bu ferry'e binerken ama madem Staten Island'a geçtik burayı da bir görelim dedik. Ferry'den inince otobüs durakları var, aslında nereye gideceğimizi bilmiyorduk, Staten Island Mall'e giden otobüse bindik. Otobüsle adayı baya görme imkanımız oldu. Burdaki evlere bayıldım, tam hayalimdeki Amerika mahalleleriydi, evler müstakil ve bahceli. Manhattan'ın o karmaşa ve yüksek binalarından sonra burası çok iyi geldi. Yalnız otobüs hem çok yavaş hem de çok fazla durduğu için 45 dk. gittikten sonra hala yolu yarılayamamış olduğumuzdan avm'ye gitmeden indik. İndiğimiz yerde hem restoranlar hem de 1 milyoncu tarzı mağazalar olduğunda karnımızı doyurup biraz çarşı gezip yine otobüse binip döndük. Dönüşte de bedava olan Staten Island Ferry'e binip Manhattan'a geçtik. Staten Island'da hiç fotoğraf çekmemiş olduğumun farkına yeni varıyorum :(

Manhattan from Staten Island Ferry

Manhattan'a geçtikten sonra Wall Street'e uğrayıp New York Stock Exchange'i ve diğer görülebilecek yerleri görüp artık yavaş yavaş akşam olduğunda evimize döndük.