24 Aralık 2016 Cumartesi

2016'yı geride bırakırken


Yine kocaman bir yılı devirdik. Bol atraksiyon yaşadığımız bir sene oldu. Bu sene ben 30, kızım 1 oldu ;)

Hemen başa saralım. 2015'i bitirip 2016'ya başlarken 1 aylık lohusaydım. Daha Lina kuzumun 40'ı bile çıkmamıştı. Yeni yeni toparlanıyordum, çok zorlu bir doğum süreci geçirdiğim yetmiyor gibi bir de üstüne 15 gün geçtikten sonra dikişlerim enfeksiyon kapmıştı. O günleri hatırlamak bile istemiyorum. Yılbaşında evimizde 1 aylık kuzumuzla girmiştik, gerçi uykusuzluktan yeni yıla girdiğimizi bile hatırlamıyorum.

Yeni yılı 1 hafta geride bıraktığımızda ilk defa kuzumu bırakıp arkadaşlarımızla geleneksel yeni yıl kahvaltısı yaptık. Anne baba saati pek iyi gelmişti çünkü hastane dışında hiç dışarı çıkmamıştım. Tek sosyalleşmem eve bebek görmeye gelen misafirlerdi.

Lina 2 aylık olduğunda Şubat ayında ilk defa onunla alışverişe çıktık, tabi yanımda annemle :) Tek başıma asla çıkamazdım. O kadar iyi gelmişti ki avm gezmek bile ruhumu açmıştı; ama bebekle çıkmak çok külfetli geliyordu ve bunu birkaç kere daha yapmış olsam da eskisi gibi serbest olmadığım için kısıtlanmış hissediyor, biraz keyfim kaçıyordu.

Mart ayına geldiğimizde Lina 3 aylık oldu. Bu benim için milat diyebilirim. İlk 3 ay cidden zor geçmişti hem ben ona alışmaya çalışıyordum hem de o bana. 3 aydan sonra gaz sancılarımız azaldı hatta bitti bile, uykularımız düzene girdi bir nebze, bebekli hayata ben daha çok alıştım. Doğum iznim bittiği için bir kere işe gittim ama ondan sonra müdürümle konuşup rapor aldım.

Ve Nisan'da Lina ile ilk yurtiçi gezimizi yaptık. Nisan başı Bursa'da kuzenimin düğünü vardı. O haftasonu o kadar hastaydım ki yola çıkacağımız gün ben gitmesem daha iyi olucak diye düşündüm; ama eşim de şehir dışında olduğu için annem ve babam beni bebekle yalnız bırakmak istemediler. Önce hastaneye sonra yola çıktık. Annem sağolsun, Lina ile hep o ilgilendi hem arabada hem de orada. Bu gezi Nisan ortadında yapacağımız Balkan gezisi için bize tecrübe oldu. Evden dışarı çıkarken artık daha pratik olmuştum, acil durum çantam hazırdı hep, Lina daha ek gıdaya da geçmediği için de yanıma bir şey almam gerekmiyordu. Böylece Lina ilk yurtdışı gezisini 4,5 aylıkken yaptı. Beni tanıyanlar, senin yerinde durmayacağını zaten biliyorduk dediler :) Bu gezide yalnız olmadığımız için zorlanmadım. Annem, babam, kardeşim ve bir aile dostumuzla Bosna Hersek'e gittik. Saraybosna'ya indik minibüs kiralayıp önce Mostar'ı gezdik, sonra Saraybosna'ya döndük. Belgrad'da yaşayan kuzenim ailesiyle birlikte bizi görmeye geldiler, hep beraber gezmek ve özlem gidermek çok iyi geldi. Arabada Lina hep annem ve babamlaydı, ben önde rehber modunda :) İlk uçak yolculuğunda inene kadar ağladı Lina, Allah dedim yandık napıcaz 1 hafta, ama ondan sonra o kadar sakindi ki tüm gezi boyunca hiç zorluk çıkarmadı.

Lina ile gezmeye artık alışmıştım ya Mayıs ayında da durmadık. Linoşkoyu anneanne ve büyükbabama götürdüm. Kuzum Amasya havası aldı 5 aylıkken. Anneannemlerin evi müstakil, bahçe içinde. Lina o kadar rahat etti ki orada. Sabahları çok erken kalktığı için beraber yürüyüşe çıkıyorduk. Dönüşte gazetemizi, simitimizi, böreğimizi alıp geliyorduk. Geldiğimizde kahvaltımız hazır semaverimiz yanmış oluyordu. Bahçede kahvaltı yapıyorduk. Lina anneannemin kedisiyle oynuyor, kuş cıvıltılarını dinliyordu, çok mutlu bir 10 gün geçirdik. Eşimin özledim artık dönün demesiyle döndük, bize kalsa hala dururduk.

Haziran ayında Linoş 6 aylık oldu. Artık ek gıdaya daha fazla ağırlık vermeye başladık. Ramazan girmeden bir haftasonu İstanbul'a gittik, arkadaşlarımızın ısrarı üzerine. Her şey çok güzel başlamıştı, yolculuk Lina'nın zaman zaman mızmızlanmasına rağmen güzel geçmişti. gece 3 gibi Linoş mızmızlanmaya başladı, herhalde acıktı deyip mama yapmaya gittim. Odaya döndüğümde ne göreyim Lina uyanmış, kusmuş, her yer batmış. Hemen üstünü değiştirdim, çarşafı değiştirdim. Geçti sandım, ama geçmemiş Lina sabaha kadar kusmaya devam etti aralıklı. Hatta ertesi gün gün boyu.. Çareyi hastaneye gitmekte bulduk. Doktor kesin bir şey söylemedi, idrar tahlili istedi bir şey çıkmadı, klimadan üşüttü diye düşündük. Pazar günü dönerken de kusmaya devam etti. Dönüşte yolda mola verip yemek yemiştik, ondan sonra da ben fenalaştım, Ankara'ya gelen kadar kustum arabada. Gece 12'de soluğu acilde aldık eve girmeden. Serum taktılar da kendime geldim. Ve bu ay Kardeşim mezun oldu :) O artık bir doktor. Mezuniyetini kutlamak için Bolu'ya gittik annem, babam ve kuzuyla. 8 Haziran sabahı acı bir haberle uyandım, canım ekip arkadaşım, Duru kızımızın annesi gece yaptığı trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Kızı 10 aylık annesiz kaldı.. Daha yeni işe başlamıştı doğum sonrası, daha bir gün önce konuşmuştuk.. günlerce ağladım, Duru için çok üzüldüm.. Allah rahmet eylesin.. Mekanı cennet olsun inşallah..

Daha arkadaşımın üzüntüsünü atlatamadan hayatım boyunca hiç unutmayacağım, beni derinden yaralayan, kalbimi çok kıran bir olay daha yaşadım(k). Bayram tatili için eşimin memleketine gittik. Her şey gayet güzel gidiyordu ki bayramın 1. günü herkesi birbirine kırdıran bir olay yaşanana kadar. Burda detaylarını anlatamayacağım şeyler yaşandı; ama şu kadarını söyleyim bunlara sebep olan bir anne, olayı dallandırıp budaklandıran da bir baba. Bu olaylar sonucu çok çok üzüldüm, ağladım, bunları gören o anne ise ağzını açıp bir kelime etmedi, hatta sevindi bu duruma düşmemize. Asla affetmeyeceğim ve unutmayacağım. Onlar yüzünden daha 7 aylık çocuğum uykularında içini çeke çeke ağladı, nasıl etkilendiyse, onu gördükçe ben ağladım... Ben sadece Allah'a havale ettim, onun adaletine sığındım.. Herkesin Allah gönlüne göre versin ki verdiğine inanıyorum.
Sonraki hafta raporum bitti yıllık iznimi kullanayım dedim. Lina 9 aylık olana kadar bi yıllık izin bi rapor idare edecektim çünkü. Neyse annem, Lina ve ben Amasya'ya gittik. Hem benim için hava değişikliği olsun hem de anneannemi ve büyükbabamı ziyaret edelim diye. Bizim gittiğimiz gün ülkede darbe oldu, 2 gün sonra da yıllık izinler iptal. Benim şansımdan işte. Eğer raporlu olsam bi sıkıntı olmayacaktı; ama yıllık izinde olduğum için işyerinden geri çağırdılar.  Ya şaka gibi Amasya'ya gidip iki gün sonra geri döndük ve ben kendimi bir anda işyerinde işe başlamış buldum. Yıllık izinler 2. bir emre kadar iptal edildi, ameliyat olunmadığı sürece de rapor da vermiyorlardı, dolayısıyla da Lina tam 7,5 aylıkken işe başladım. Aslında işe başlamak bi nebze iyi geldi, özlemişim; ama Lina'yı bırakıp gitmek zor geldi. Bütün gün resimlerine bakıp durdum :) Tabi anneme bırakıp gittiğim için de içim rahattı. Bu arada otel reservasyonumuzu da iptal ettik ve ben daha tatil bile yapmadan işe başladım :( Neyse ki haftasonlarını değerlendirdik. Bir haftasonu Kapadokya, Ihlara Vadisi'ne gittik.

Ve Ağustos ayı geldi. Kankim evlendi. Çorlu'ya düğününe gittik :) sonraki haftasonu da yine düğün sebebiyle Denizli, Aydın, Kuşadası yaptık. Özlemişim 6sene önce yaşadığım şehri. Eski iş arkadaşlarımdan sadece 1 tanesini görebildim. Onun da kızı var, adı Lena. Lina ve Lena buluştular bu sebeple. Ağustos ayı Ankara'da çalışarak geçti.

Beklediğimiz deniz tatilini Eylül'de yapabildik, Marmaris'te ağaçlar içinde Grand Yazıcı Club Turban'da çok nefis bir tatil yaptık. Hem Lina çok eğlendi hem de biz. hatta Lina abartıp denizde tenteli simitinde uyuyakaldı. Tabi biz gülmekten iptal :)))) Lina 9aylıktı ve biz hiç zorlanmadan tatil yapabildik.

Ekim ayı da yine ev iş çocukla uğraşmakla geçti.

Kasım ayı doğum günü ayıydı; ama doğum günlerinden önce 13 Kasım'da Abant ve Gölcük'e gittik. Hava Ankara'da serindi; ama orada resmen buz. Önce Abant'ta güzel bir kahvaltı yaptık, ardından yürüyüş. Sonra Gölcük'e geçtik. Gölcük daha da soğuktu, gölün etrafında yürüyüşün ardından sucuk ekmek yapıp yedik. O soğukta çok güzel gitti :) Ertesi gün hoşgeldin 30 dedim :) 14 Kasım'da 30 oldum. 30 Kasım'da da kızım 1 :))) Aile arasında yemeğin ardından pasta kestik kızım için, öyle janjanlı bir doğum günü kutlamadık. Aklı erdiği zamana sakladık öyle büyük bir partiyi.

Ve yılın son ayı ve bizim Linasız ilk tatilimiz:) Lina'yı anneanneye bırakıp Hong Kong'a gittik. Lina olmadan çok rahat gezdik orası bir gerçek; ama konuştuğumuz tek konu hep Lina'ydı, hep onun resimlerine baktık, onun yaptıklarını yapıp güldük, ama daha 1 yaşındaki çocuğu ilerde hiç hatırlamayacağı bir şey için yollarda rezil edemezdim, tüm düzeni bozulurdu. Geldiğimizde bizi çok özlemişti, biz de onu.

Bir yılı daha sağlıkla, huzurla, mutlulukla bitiriyoruz. (İnşallah) Bu yıl kızımla daha anlamlı, daha dolu dolu, daha koşturmacalı, daha yorucu ama bir o kadar da onun gözümün önünde büyüdüğünü görmenin mutluluğuyla geçti. Daha nice mutlu, huzurlu, barış dolu, en önemlisi sağlıklı yıllara..







18 Aralık 2016 Pazar

Hong Kong Gezisi 4. Gün:

Bu gece dönüş vakti, uçağımız gece 00:25'te olduğu için bütün gün yine gezebilirdik. Otele valizlerimizi bırakıp bir an önce Victoria Peak'e çıkmak için karşıya geçtik. Bu sefer Admiralty durağında inip yürüdük. Yine bilet kuyruğu vardı; ama en azından yarım saatte geldi sıra. Biz bir hata yapıp sadece Peak Tram bileti aldık gidiş dönüş. Halbuki seyir terasına da giriş biletleymiş, benimki nasıl bir saflıksa bedava gibi düşünmüştüm :)))) peak tram+sky terrace kombine bileti almak daha uygundu ayrı ayrı almaktan; ama biz bu gerçekle sky terrace'a girmeye çalışırken karşılaştığımız için teras biletini ayrı almak durumunda kaldık dolayısıyla daha pahalıya geldi. Peak'e çıkma amacımız zaten Hong Kong'u izlemekti buraya kadar gelmişken geri dönmek olmazdı :)))


Ve tepeden Hong Kong...
Hava güneşli ve berraktı, sis yoktu, yağmur yoktu, şansımız yaver gitmişti. Manzaranın tadını çıkardık doyasıya. Biraz rüzgarlıydı tepe sadece, hırka almanızda fayda var. Kalabalık olmasına rağmen de fotoğraf çekme konusunda sıkıntı yaşamadık. Manzaraya doyduktan sonra dönmeye karar verdik.



Sky Terrace'ın altı bi nevi avm gibi, souvenir shoplar, restoranlar, aktivite yerleri.. bizim zaman kaybetmeye niyetimiz yoktu sadece crocs dikkatimi çekti bay indirim vardı ve kendime kırmızı terlik aldım :) bu şehirde poşetler hep ücretli, yanımızda sırt çantamız olduğu için biz genelde para vererek poşet almadık. Doğayı düşündükleri için mümkün olduğu kadar az plastik kullanıyorlarmış. Herkes yanında tekrar kullanabilir poşet çanta taşıyor.



Peak Tram'le seyahat müthiş bir deneyim, o kadar dik bir yokuşu yukarı çıkıyorsunuz ki korkmadım değil ama manzara da müthiş bu arada. Dönerken hiç sıra yoktu, hemen binebildik.

Yemek için yine tercihimiz dim sum, yine Islamic Center Canteen. PrizeMart'tan çikolatalarımızı aldığımıza göre karşıya geçebiliriz.



Kowloon Bölgesi'ndeki Harbour City avm'de McCafe'de kahve içip doyasıya internetini kullanıp dinlendikten sonra liman manzarasını izledik gün batımında. Kowloon Park'a gitmeyi çok istedik gündüz gözüyle; fakat biz gidene kadar hava karardı.
Akşam da olsa parkı turladık. Tadilat sebebiyle Avenue of Stars kapalıydı biz de Kowloon Park'ın ordaki Avenue of Comic Stars'ı gezdik ve Park Lane Shopper's Boulevard'daki Kore mağazasından (adını hatırlamıyorum) hem kendime hem sevdiklerime birkaç parça şey aldım. HK'da gördüğüm en uygun fiyatlı mağazaydı :) Mutlaka uğrayın, kozmetikten mutfak eşyalarına kırtasiyeden atkı bereye birçok farklı şey vardı. Bayıldım buraya. Bir de kozmetik almak istiyorsanız en uygun fiyatlı mağaza Bonjour mağazaları, Eos lipbalm'ı 13 HK$'ına aldım. Cicili bicili kozmetik arıyorsanız da adresiniz Etude House :)
Kowloon Park, Hong Kong

Akşam 8 gibi otele dönüp valizlerimizi alıp havalimanına geçtik. Başta da dediğim gibi 3 günlük metro kartımızın süresi dolduğu halde airport express'e binene kadar yaptığımız aktarmalar için karta para yüklememiz gerekmedi.  Tsim Sha Tsui durağından binip karşıya geçtik Central durağına, Central'dan Hong Kong durağına dışarı çıkmadan yürümek mümkün, baya yürüyorsunuz ama bir de iş çıkış saatlerinde inanılmaz insan trafiği oluyor hem sokaklarda hem metroda, cidden bazen adım adım yürümek zorunda kaldık. Airport Express'e Hong Kong durağından binmek mümkün. İnterneti olan baya konforlu bir tren :)

Havalimanında metro kartlarımız verip 50HK$'ı depozitolarımızı geri alıp kalan paramızı USD'ye çevirdik. Kur oranları şehre göre oldukça düşüktü havalimanında. Şehirde bile çok farklı kurdan bozanlar var, biz biraz araştırıp öyle bozduruyorduk.

Biniş kartlarımızı da alıp biraz free shop gezdikten sonra uçağımıza geçtik. Ve bir geziyi daha böylece bitirmiş olduk.

Hong Kong'u kalabalığıyla, ultra lüks alışveriş merkezleri ve arabalarıyla, iki katlı otobüsleriyle, ışıl ışıl olup gece olduğunu anlayamayışımızla, tramleriyle, yemekleriyle hatta pahalı oluşuyla bile sevdik.

Hong Kong Gezisi 3. Gün

Bugün biraz tapınak gezerek güne başlayalım. Hava gayet açık, güneşli ve sıcak. Kahvaltının ardından başlıyoruz gezmeye.

Wong Tai Sin Tapınaağı, Hong Kong

İlk durağımız Wong Tai Sin Tapınağı. Bu tapınağa gitmek için Tsim Sha Tsui durağında kırmızı hatta binip Mong Kong durağında hat değiştirip yeşil hatta geçtik. Wong Tai Sin durağında inip B3 çıkışından çıkınca tapınak karşımızda. Biz gittiğimizde acayip kalabalıktı. Tütsüler yakanlar, budaya meyve tabakları bırakanlar, dua edenler.. aralarında biraz dolaşıp arka bahçeye Good Wish Garden'a geçtik. O kalablıktan bir anda kurtulmuştuk. Küçük bir bahçe olmasına rağmen çok huzurlu ve güzel kareler yakalayabileceğiniz bir bahçe, gelmeniz tavsiye olunur :)

Good Wish Garden, Hong Kong

Good Wish Garden, Hong Kong
Yeteri kadar vakit geçirdikten sonra tekrar yeşil hatta binip bir durak sonra Diamond Hill'de inip Nan Lian Garden'a gittik, yeşile doymak için. Şehrin ortasında öyle güzel öyle düzenli bir bahçe ki göletinde rengarenk kocaman Japon balıklarının olduğu ve selfie çubuğu kullanmanın yasak olduğu :) biz açıkçası çok fazla vakit kaybetmeyelim diye hızlı bir tur attık ve çıkışa doğru souvenir shop'a girip birkaç hediyelik aldık. Fiyatlar uygundu, döne döne bookmark arıyordum burada içime sinen kitap ayraçlarını buldum hem de sadece 6HK$'na :)

Nan Lian Garden, Hong Kong

Nan Lian Garden, Hong Kong
Diamond Hill metro durağının C2 çıkışında inince Nan Lian Garden'a rahatça biraz yürüyerek ulaşabilirsiniz. Tabelalar size yol gösteriyor. Aynı metro çıkışında Plaza Hollywood adlı avm var, güzel bir alışveriş merkeziymiş; ama biz yine vakit kaybetmeyelim diye girmedik.

Acelemizin sebebi öğlen 3'e kadar Islamic Center Canteen'e varıp dim sum yemekti :) Diamond Hill'den yeşil hatta binip Prince Edward durağından kırmızı hatta geçip Admiralty durağından mavi hatta aktarma yapıp Wan Chai durağında inip yürüdük :) Ay anlatması bile ne uzun oldu :) ama bu kadar uğraşmamıza değdi dim sumlara yetiştik ve dim sumları ve börekleri mideye indirdik.



Hava kararmak üzere olduğu için Victoria Peak'e çıkmanın tam zamanıydı. Hong Kong'u hem hava tam kararmadan hem de karardıktan sonra ışıklı haliyle görmek için bu fırsatı kaçırmamalıydık.

Bu arada Causeway Bay durağına yürürken ki sokak pazarını paylaşmadan geçemeyeceğim. Tayland'da tropik meyveler çok bol ve sokaklarda çok fazla satılırdı, fiyatları da gayet uygundu. Aynı meyveler burda da vardı; ama süpermarkette fiyatlar uçmuş pazarda da çok uygun değildi. Bir de eğer hediyelik çikolata almak istiyorsanız PrizeMart'lara mutlaka uğrayın, Kinderler, Merciler, Tobleronlar, daha nice bilindik marka çok uygun fiyata. Biz free shop yerine son gün buradan aldık bol bol.









Victoria Peak'e çıkmak için en güzel yol bence Peak Tram :) Peak Tram, Hong Kong Parkın yukarı girişinde. Buraya ulaşmak için Causeway Bay durağında mavi hatta binip Central durağında indik. Aslında Admiralty durağı daha yakınmış bizim biraz acemiliğimize geldi. Baya bi yürüdükten sonra bulduk Peak Tram durağını, ama o da ne öyle bir bilet kuyruğu vardı ki en az 2 saat beklememiz lazımdı, bilet alsak bir de tram'e binmek için beklicektik. Ve biz çıkana kadar zaten hava kararırdı. Sonuç olarak beklememeye karar verdik. Buraya kadar gelmişken Hong Kong parkı gezelim dedik. Bu park, yine gökdelenlerin arasında nefes alabileceğiniz sessiz sakin bir park.

Hong Kong Park

Madem Victroia Peak'e çıkamadık o zaman akşam 8'deki ışık gösterisine gidelim dedik. Admiralty durağından metroya binip karşıya Tsim Sha Tsui durağına geçtik ve ışık gösterisi için yerimizi aldık, zaten baya bi kalabalık çoktan yerleşmişler ve bekliyorlardı. Tam yarım saat bekledik ayakta o kadar yorgunluğun üzerine ve bence sonuç fos :) abarttıkları ışık gösterisi benim hiç hoşuma gitmedi. 10dk anca dayanabildim, çok yorgun olduğumuz için otele döndük.

Symphony of Light, Hong Kong

Hong Kong


Victoria Peak için yarın erken kalkmamız lazımdı :)



17 Aralık 2016 Cumartesi

Hong Kong Gezisi 2. Gün

Sabah kalkınca yanımızda getirdiğimiz peynirimizi zeytinimizi yeyip güne hazırdık. Otelden inince karşımızda Starbucks vardı, kahvelerimizi alıp gezmeye başlayalım diye girdik ama fiyatlar uçmuş. En küçük boy latte 20TL'ye geliyordu. Sadece bakıp çıktık ;))


İlk günki gezimiz Lantau Island'a idi. Dünya'nın en büyük oturan budasını görmeye. Ve bu yolcuğu 5.7 km.'lik uzunluktaki teleferikle yaptık. 




Ngong Ping 360'a giden teleferikler MTR turuncu hat son durakta (Tung Chung). Biz Tsim Sha Tsui durağından kırmızı hatta bnip turuncu hatla kesiştiği bir durakta aktarma yaptık. 


Teleferikte inanılmaz bir bilet kuyruğu vardı. Biz bu kuyruğa girmedik çünkü bir deli cesaretiyle sokakta teleferik bileti satan birilerinden bilet aldık. Ya dolandırıldıysak diye korktuk ama biletler geçerliymiş:) Bilet sırasını es geçtik ama teleferiğe binmek içinde baya bekledik. Gidiş geliş teleferik bileti yanlış hatırlamıyorsam 185 HK idi biz sokak satıcılarından 170HK'a aldık.




5.7 km.'lik teleferik yolculuğu güzel bir deneyimdi, eğer Lantau'ya gelicekseniz ve hava iyiyse mutlaka teleferikle gelin. İndiğimiz yer küçük bir köy gibiydi. Sırasıyla souvenir shoplardan sonra tam 268 basamak çıkıyor karşınıza Big Buddha'nın yanına çıkmak için. Ve azimle o merdivenleri çıkıp muhteşem manzaranın tadını çıkardık.

Ngong Ping 360, Hong Kong
Big Buddha, Hong Kong

Big Buddha'dan Po Lin Monastery

Big Buddha'dan sonra Po Lin Monastery'i ziyaret ettik ve et yemeyen budistlerin küçük bir kantininde bir şeyler atıştırdık. Jelly cake, spring roll, sesame dumpling yediğimiz şeyler arasındaydı. En güzel sebzeli spring roll'dü.



Big Buddha, Hong Kong

Dönüşte teleferiğe binmeden önce Starbucks'ta kahve içip dinlendik. Burdaki fiyatlar şehre göre daha fazlaydı ama mug aldığım için istrdiğim bir küçğk boy içecek bedavaydı. Tercihimi Teavana Matcha Latte'den yana kullandım. Yeşil renkte çok yumuşak içimli bir kahveydi.





Bu arada her yerde hem şehirdeki parklarda hem burada public toilet'lar var ve inanılmaz temizler. Tuvalet kağıdı, havlu kağıdı, klozet kapağı dezenfenktanı ile benden 10puan aldı.


Dönüşte teleferikte indiğimiz yerde Citygate Outlet vardı. Gezmeyi çok istediğim, bu şehirde vergi olmadığı için her şeyi çok ucuza alabileceğimi düşündüğüm avm, fakat yanılmışım. Her şey çok pahalıydı, Hong Kong gibi :) İndirimli fiyatlar bizim buraların sezon fiyatından daha pahalıydı. Bence özellikle gelmeye değmez, geçerken uğrayabilirsiniz. 


Şehre döndüğümüzde akşam olmak üzereydi ve karnımız acıkmıştı. Foursquare de nerede yemek yeriz diye araştırırken yerel tadları, dim sumları helal yiyebileceğimiz bir yer buldum; Islamic Center Canteen. Wan Chai ya da Causeway Bay duraklarının birinde inip yürüyebilirsiniz. Her iki durağa da aynı mesafede. Özellikle dim sum yemek için gelmiştim; ama dim sum servisleri öğlen 3'e kadarmış. Biz de pilav üstü tatlı ekşi soslu tavukla, ismini hatıramadığım yine pilav üstü et tercih ettik. Gayet başarılı ve lezizdi.




Artık akşam olmuş hava kararmıştı. Ladies Market'a gitmenin tam vaktiydi. Islamic Center Canteen'den Wan Chai metro durağına yürüdük. Admiralty durağında inip kırmıza hatta geçtik. Ladies Market kırmızı hatta Mong Kong durağında. Bu durakta inip Nelson caddesine yürüyünce pazarı görüyorsunuz. Ladies Market'ta Temple Night Market'a benziyor. Hatta daha iyi diyebilirim. Çok sıkı pazarlık yapmanız gerekiyor. Ben Çinlilerin bu huyunu sevmiyorum, Pekin'de de böyleydi. Fiyat söylüyorlar, çok pahalıymış diyorum, tamam sen ne kadar verirsin diyorlar, söylediklerinin yarısını söylüyorum, yok veremem o fiyata diyor, tamam almıyorum o zaman deyip gidiyorum, arkamdan koşuyor tamam şu fiyat olsun diye, bu döngü baya bi devam ediyor ve nerdeyse 10 da 1 fiyatına alıyorum almak istediğim şeyi. Her tezgahta bu pazarlığı yaşamaktan dolayı alışveriş yapmaktan sıkıldım, ama en azından hediyelik birkaç parça şey aldım burdan.

Mong Kong, Hong Kong

Buraya kadar gelmişken internette methini çokça duyduğum Mong Kong Computer Center'a girdik. Vakit çok geç olduğundan herhalde çoğu dükkan kapanmıştı, açık olanlar da pek bize hitap etmedi, almaya değecek bir şey yoktu bence.





Bütün gün o kadar gezmiştik ki ayak tabanlarımı artık hissetmiyordum. Otele dönüp güzel bir uyku çekmenin vakti gelmişti :)

Hong Kong Gezisi 1. Gün

Yılın son tatilini anne baba tatili ilan ettik ve Lina kuzumu anneannesine bırakıp Hong Kong'a gittik.

Hong Kong için 3,5 günümüz vardı. Pazartesi günü 21.10 uçuşuyla Ankara'dan Qatar havayollarıyla Doha aktarmalı olarak geldik Hong Kong'a. Doha'da aktarma süremiz çok uzun değildi (2saat), uçuş da 8-9 saat sürünce öğleden sonra 4 gibi indik HK'a. 
Hamad International Airport, Doha





Metro'yu çok sık kullanacağımız için havalimanından çıkmadan önce 'Airport Express Travel Pass' aldık. Bu kart 3 günlük sınırsız metro binişi ve havalimanına gidiş gelişi kapsıyor. Kişi başı 350HK idi ama kartı havalimanında geri verince 50HK geri alıyorsun. 3 günün sonunda metroya biniş hakkınız bitse bile havalimanına dönüş hakkınız 1 ay saklı ve havalimanına dönerkenki aktarmalardan da para almadı 3 günün sonunda.



Kalacağımız otel Kowloon'da Tsim Sha Tsui metro durağının D1 çıkışının dibindeydi. Dolayısıyla, ulaşım konusunda hiç sıkıntı yaşamadık. 


Sleep In Hotel, aslında bir iş hanının içinde küçücük birkaç odadan oluşan tertemiz bir otel. Çay, kahve ve sıcak su imkanı var. Kahvaltı birçok otelde yoktu bunu bildiğimiz için de yanımızda peynir, zeytin ve ekmek getirmiştik :) Oteli kesinlikle tavsiye ediyorum, fiyat performans dengesi çok iyi, konumu çok merkez.


Otele yerleşir yerleşmez biraz dinlenip akşam olduğu için de akşam pazarlarından birini gezelim istedik. Tsim Sha Tsui durağından kırmızı hatta binip Jordan durağında indik Temple Street Market için. Burası Çin Pazarı diye geçiyor. Açıkçası çok büyük bir beklenti içinde gelmiştim ama bizim buraların Japon Pazarları gibi, alacak hiçbir şey bualamadım ben. Her yerde çakma çantalar, saatler, birkaç da hediyelik eşya standları. Gezmesek içimizde kalırdı ama o ayrı :)

Temple Street Market, Hong Kong








Bu şehirde akşam olduğunu anlamıyorsunuz her yer ışıl ışıl aydınlık. O kadar yorgun olmama rağmen şehirde hayat hala devam ettiği için zaman nasıl geçti anlamamışız. 



Gece 11 gibi odaya geldik deliksi bir uykunun ardından ertesi gün ki gezi için hazırdık:)

21 Eylül 2016 Çarşamba

Lina ile ilk deniz tatili

Merhaba,

Her zamanki gibi söze 'yine blogumu uzun zamandır boşladım' diye başlıyorum. Koskoca bir yaz bitti ve biz daha yeni gidip geldik denize.

Ne yaptık peki bu koskoca yaz. Haziran ayı Ramazan olduğu için gezme fırsatımız olmadi. Ramazan bayramından sonra Temmuz gibi bir deniz tatili planlayıp rezervasyon yatırmıştık. Bu arada  ben hala işe başlamamıştım. Temmuz ortasi gibi yıllık izindeyken ve Amasya'dayken izinlerin iptal olup kamu çalışanlarının göreve geri çağrılması üzerine apar  topar yola çıkıp Ankara'ya döndük ve ben kendimi bir anda işyerinde ve  çalışıyor buldum 8 ay aradan sonra.

Lina'yi anneannesine bıraktığım için gözüm arkada değildi ama onu cok özledim ilk iş günümde.

Tabi bu arada Alanya'da yapacağımız tatili iptal etmek zorunda kaldık. Ne eşim ne de ben yıllık izin alamıyorduk çünkü.

Arada  kisa kacamaklar yaptık Ağustos ayında. Bir hafttasonu Kapadokya, bir haftasonu Çorlu (kankimin düğünü için), baska bir haftasonu da Denizli-Aydın-Kuşadası yaptık. Bu geziler tabi biraz gazımızı aldi.

Daha sonrasında  Eylül ayında yıllık izin alip kendimizi  Ege sularına attık.

Alanya'dan vazgeçip bu sefer Marmaris'e gidelim dedik ve doğayla içice bir otel olan Grand Yazıcı Club Turban'i tercih ettik.

Ankara-Marmaris arasi tabi bebekle yolculuk yaptığımız icin 10 saat sürdü. Lina bazen mızmızlandı yolda o bunaldikca ben de bunaldim ve babasiyla yer değiştirdik zaman zaman.

Gel gelelim otele.. Hem agacliklar arasinda olmasi hem denizinin çarşaf gibi olmasi hem de personelinin coooom güleryüzlü ve  profesyonel olmasindan dolayi cok memnun kaldik.  Ayrıca bebek, çocuk dostu bir otel.

Eylül  ayı olması dolayısıyla hava cok sicak degildi. Sabah erkenden denize girmek soğuk geldigiicin biraz isinmasini bekledik. Odada klima hic calistirmadik, balkon kapısını biraz açık bırakmamız yeterli  oluyordu.

Lina denizi cok sevdik. İlk girdiğinde soğuk geldiğinden olabilir biraz mızmızlandı;ama hemen alıştı. Tenteli simitiyle biz nereye gidersek oraya geldi. Zaman zaman kafasini koyup su içinde uyuyakaldi.

Harika bir 4 gece gecirdik. Keske  daha uzun olsaydi tatilimiz diye düşündük.

Kurban bauyraminda da kisa da olsa Amasya'ya gittik yine anneanne ve büyükbabami ziyarete. Lina orayi o  kadar seviyor ki.. ev serin olduğu için uyurken hiç terlemiyor. Anneannemin  kedisiyle kendi çapında oynuyor. Bahçede oturup  kuşları dinliyor. Ee bi de etrafinda onlarca kişi dört dönüyor hanfendinin :)

Öyle böyle derken yazı bitirdik.

Bu yyaz yurtdışı tatili yapamadık ama kuzucukla yaptığımız bu tatil daha da zevkliydi.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Bebekle Gezi: Saraybosna&Mostar (III)

Sabah kahvaltısının ardından Saraybosna için yola çıktık. Yolu yarılamıştık ki yol kenarındaki pekara (fırın) lara daha fazla kayıtsız kalamayıp mola verdik. Allh'ım o kruvasanlar çeşit çeşit, kekler, pastalar, poğaçalar, börekler.. Hepsi birbirinden leziz duruyordu. Ne kadar kalorili olursa olsun tatildeyim diye yedim :)

Saraybosna'ya dönüş yolunda yolun yarısında başlayan otobana girdik. Eski yolda en fazla 70 km hız yapabilirken otobanın gözünü seveyim dedik.

Saraybosna'ya vardığımızda ilk durağımız Vrelo Bosne oldu. Bosna Baharı anlamına gelen milli park. O kadar güzel o kadar huzur verici yemyeşil bir parktı; ama hava Mostar'dan sonra inanılmaz serin geldi. Parkın içi resmen soğuktu.

Vrelo Bosne
Vrelo Bosne, Saraybosna

Milli parkta dikkatimi çeken banklar ve bir restoran dışında oturacak yer olmamasıydı. Bizde olsa her yer piknik alanı olur ve çöpten gözükmezdi diye düşündük.

Bir sonraki durağımız ise Umut Tüneli. Benim tünele ikinci gelişim olduğunda benden giriş ücreti almadılar. Umut Tüneli beni yine çok duygulandırdı.

Şehrin dışında kalan gezilecek yerleri gördükten sonra otelemize yerleşmek için yola koyulduk. Toplam 7 yetişkin ve bir bebek olarak Hotel Hondo'nun teraslı dairesini kiraladık ve çok memnun kaldık. Yalnız Başçarşı'ya yürüme mesafesinde dense de bebek arabasıyla o yokuşla dar sokaklardan yürüyemezdik. Dolayısıyla Başçarşı taraflarına kiraladığımız arabayla indik.

Akşam yemeğini Başçarşı'daki eski Galatasaraylı futbolcu Tarık Hodzic'in yerinde yedik. Cevabi gerçekten lezzetliydi.

Başçarşıdaki turumuzun ardından Sönmeyen Ateş'e doğru yürüyüp devamında otele geri döndük.

Sönmeyen Ateş, Saraybosna

Add caption